
bugün hiç ağlamadım, gözlerim doldu sadece; pastanede iki genç kız vardı, olur olmaz kıkırdaştılar, onları birileri üzmeyecek olsa keşke. kuaföre gitmeyi düşünüyorum bugün, kaşlarım için (korkma, saçlarımı kısacık kestirmekten bugün vazgeçebildim. senin dokunduğun yerler, ben istemesem de gözlerimin önünde eriyorlar yavaş yavaş. bunlar için ayrıca müdehaleye gerek kalmayacak). dışarı çıktım bugün tek başıma, hayat eskisi gibi devam ediyor işte. insanlar işlerine gidiyor, dükkanlar açılmış, çocuklar tenefüse çıkmış, arabalar vızır vızır, hepsinin içinde bambaşka hayatlar, aldanışlar, kavgalar. bir tanesi arabadan indi, bir hayat çıktı arabadan, bana baktı, baktı... onun bir karısı var, iştahsız bir çocuğu var, karısı şimdi ona nasıl yemek yedirebilirim diye düşünüyor. eve bıraktığı parayla pazara çıkacak, bugün pazar var, üstünden arttırıp kendine yeni bir bluz alacak. kocası güneş gözlüklerinin arkasından bana bakıyor. akşam o gözlükleri çıkaracak. dün fal baktırdım, falımda sen çıktın. senden bir haber gelecekmiş, ondört ekime kadar. senin sesin... avcundan öptürmezdin, ayrılık olur derdin, değişti mi? gözlerinden öptürmezdin, uğursuzlukmuş derdin, gözünün üzerindeki o ben, uğursuzluğun-uz da olacaksa da öpmesin o dudaklar o benden. sesin... duyacağım o sesi biliyorum. evvelsi gece, dalmak üzereydim (efexor xr) kahkahanı duydum, kolay kolay kahhayla gülmezdin sen, bana gülerdin, bana mı güldün yine? gülünecek haldeyim bilsen. yan etkisi var bu ilacın, günde yirmi-otuz defa esniyorum. ama öyle böyle değil; çenem ayrılacak gibi, esneme bitince çenem kilitleniyor, bir süre açamıyorum. ayaktaysam dizlerimin bağı çözülüyor, diz çökmemek için bir yerlere tutunuyorum. gülünecek bir durum değil mi? mesela son dört yıldır bu kadar acı çekmek-çektirmek yerine, bunu kullanmaya başlasaymışım, hem sen eğlenirdin, hem de düzelirdim ben, sıkmazdım seni, bunaltmazdım, kavga etmezdik ki o kadar... gözünün üzerindeki o ben, gözlüklerini çıkarıyorsun, beraber almıştık, mahmutpaşadan, sıkı bir pazarlık yapmıştık, ben de senin gözlüğünden beğenmiştim ama sonra vazgeçmiştim, benimkini abim istemişti. arabada o gün sen de vardın, önde oturuyordun, elini arkaya uzatıp elimi tutuyordun. beraber yapmadığımız şeyleri aramaktan vazgeçtim, o kadar az ki. su içerken bile aklıma geliyorsun. okuldaydık, hava çok sıcaktı, sıcaktan yakınırsın sen, sevmezsin sıcak havayı. su içiyorduk, üzerine dökmüştüm. okulun bahçesinde, birbirimizi kovalamıştık, su savaşı... su içmekten korkmuyorum artık, yürümekten de. sağ tarafında olurdum hep, elimi tutardın, avuçlarımız terlerdi, bırakmazdık, sımsıktı tutardın bazen ellerimden, öpüverirdin defalarca. dükkanlara girip çıkardık, paramız yoktu, hayal kurardık. sen dağlara çıkacaktın, ben fotograf çekecektim. bir kızımız olacaktı, babannesine ya da anneannesine bırakacaktık, sonra kıyamayacaktık, buna tam olarak karar veremeyecektik. bir yelkenlimiz olacaktı. kızımızı o zaman yanımıza alabilecektik, tara tocutlar görecekti, onları şitolatan sanacaktı. asya olacaktı adı, bembeyaz olacaktı, dudakları senden, gözleri benden. sen hep bana benzesin isterdin, oysa bilmezdin, kirpiklerini, geceleri parıldayan deniz gibi, dalga dalga. gözlerini göremezdin, bana bakarlardı hep. küçük kum taneleri vardı onlarda. aklımdan uzaklaşabildiğin zamanlar oluyor (efexor xr) hangisi kara delik, hangisi boşluk bilemiyorum. güzel günler geçirdik, son bir sene hatırlayamadığım, anımsayamadığım günler. şimdi şimşek gibi giriyorlar aklıma, kaybedenlerin yenilenen düşünceleri. zülalle adem ilgileniyorlar benimle. senin evindeydik, banyodaydın, onlar bize teşekkür yazısı yazmaya çalışıyorlardı. hangimizin adının daha önce yazılacağına karar verirken bile dakikalar geçmişti, aslında çok şey yazmak istemişlerdi. masanda katlanmış bir peçete vardı, üzerinde dünyanın en güzel kirpiği yazıyordu. bir gün metroyu beklerken yanağımdan aldığın kirpik vardı içinde. seninkilerin yarısı kadar, bilmezdin kara deniz dalgalarını, o dalgaları şimdi bir başkası tarif ediyor... nöbetleşe yanımdalar, bir saniye yalnız bırakmıyorlar, yalnız kalmaktan korkuyorum hala, aklıma gelen düşünceler... seninle bir çöldeyiz, motorsikletin üzerinde, siyah ceketlerimiz var, yüzümüzü sarmışız, gözlüklerimiz var, gözlüklerini çıkaramıyorsun, bakamıyorsun bana, gözlerinin içini görmemden korkuyorsun, o kum taneleri akıyor gözlerinden. bir sene on gün, takılıyor saatin ortasına, geçemiylar içinden, dört sene on ayı üzerine koyuyoruz, inemiyorlar aşağıya, kum tepeleri de yetmeyecek, hayallerimiz de yetmeyecek. gözlerinden kum taneleri süzülüyor, gözlerimden inci taneleri. inci tanesi derdin o yaşlara, ağladıktan sonra, yağmurdan sonraki toprak kokusu... düşünceler akıyor zihnimden, tıkanıyorlar bir yerde, kuzgun gözler, seni izliyor. yanında uyanıyorsun. gözlerimi açtığımda ya bana bakıyor olurdun, ya da açar açmaz uyanırdın. zaman bize akmıyor artık, bizim zamanımız ayrıldı. kuzgun gözler, kum saatini çalıyor, kırıyor ortasından, gözyaşların dökülüyor, ağlıyorsun, ağlıyorum. zamansızsın, zamansızım.
29 eylül 2010
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder